Bugun...


MEÇHUL


facebook-paylas







ANNEM BANA BAKIYOR ÖĞRETMENİM...
Tarih: 24-11-2019 07:41:00 Güncelleme: 24-11-2019 12:01:00


~~ANNEM BANA BAKIYOR ÖĞRETMENİM


     Otobüs dağların arasında ilerliyordu. Kaç saat olmuştu ki yola çıkalı, etrafı seyretmekten saati bile unutmuştum. Saatime baktım Van’dan ayrılalı iki saate yaklaşmıştı. İlk görev yerim nasıl bir yerdi bilmiyordum. Atandığımı duyduklarında “Van güzel yer.” demişlerdi tanıdıklarım. İçimde tarifsiz bir heyecan ve belirsizlik vardı.…………………
     Sınıfa girmiştim, sınıfa göz attığımda kırk kişi var diye düşündüm. Yoklamada öğrendim kırk sekiz öğrencimin olduğunu. Yoklamada kimisi tereddütle parmak kaldırıyor, kimisi ayağa kalkıyor, kimisi ise hiç konuşmuyor arkadaşları onu gösteriyordu. Saim Ç…… dedim. Bir an herkes sustu, tekrar okudum ismini, anlaşılmamıştır diye. Yine ses çıkmadı sınıftan. Gözlerimi sınıfın üstünde gezdirdim, arka sıralardan bir öğrenci kalktı. “O gelmez hocam.” dedi çekinerek. “Geçen yılın ikinci döneminden beri gelmiyor okula.” dedi. Yoklamayı tamamladım ama Saim’in ismi aklımda kalmıştı. İkinci sınıfı vermişti müdür bey. “Geçen yıl bir asker öğretmen vardı o okumaya geçirdi bunları.” demişti.
     Öğrencilerimle güzel bir uyum yakalamıştım. Her gün yeni şeyler öğrenmenin keyfini birlikte yaşıyorduk. Onlar öğrenirken ben de öğretmeyi öğreniyordum. Günler hızla geçiyordu. Eylülün sıcak günlerini uğurlamıştık artık. Dışarıda soğuk kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Hatta birkaç gün önce kar bile sepelemişti. Telefonda anlatıyordum; ama inandıramıyordum akrabalarıma. Buralarda havalar günlük güneşlik diyorlardı.
     Yine soğuk bir gündü. Sabah okula giderken bir çocuk gördüm uzakta, ayakları yalın, üstünde solmuş ve yırtılmış bir elbise. Mezarlık tarafına bir gölge gibi süzülmüştü. Okul, mezarlığın hemen karşısındaydı.  İçim üşüdü çocuğun halini görünce; ama o hiç aldırış etmiyordu soğuk havaya. Bir an gözden kayboldu yüzünü göremeden.
O gün yine Saim aklımdaydı. Yoklamada yine hiç ses çıkmamıştı. Sınıf alışmıştı artık bu sessizliğe. Kimse bir şey demiyordu. Ama ben bir türlü alışamamıştım bu yokluğa. Ders çıkışı Saim’in ailesini ziyaret etmeye karar verdim. Yanıma bir öğrenci alarak gittim. İlçenin arka mahallesinde dar bir sokaktan geçtik. “Aha işte burası hocam.” dedi Murat. Büyük bir iş başarmış olmanın mutluluğu vardı yüzünde. Penceresi naylonla kaplı, briketten yapılmış bir evin önünde duruyorduk. Bahçe duvarları yer yer yıkılmıştı. Yıkılmayan yerler de her an devrilecekmiş gibi eğreti duruyordu. Ben etrafa bakarken Murat kapıyı yumruklamaya başlamıştı bile. On beş, on altı yaşlarında bir çocuk açtı kapıyı. Yüzündeki yanık izi dikkatimi çekmişti ilkin. Tam konuşmak için yutkunmuştum ki “Bak bu hocadır. Memduh Dayı’yı görmeye geldi.” dedi Murat. Başını sallayarak içeri girdi çocuk. Adının Memduh olduğunu öğrendiğim adam kısa süre sonra kapıda belirdi. Elmacık kemiklerinin çıkıntısından göz çukurları daha da derinleşmişti sanki. Yüzünde yılların yorgunluğu seziliyordu. Saçlarındaki siyahlığın aksine kirli sakalları tamamen beyazlamıştı. İçeriye buyur etti bizi. Fazla kalamayacağımızı söyleyip içeriye girdik.
      Yerde birçok yeri yırtılmış yeşil bir kilim vardı. Saçtan yapılmış bir sobanın yanında, eski yorgan yüzlerinden dikilmiş şiltenin birine oturdum. Ancak içerinin havası da dışarının havasından çok farklı değildi. O zaman fark ettim sobanın yanmadığını. Kendimi tanıttım. Köye yeni atandığımı, köyü ve okulu çok sevdiğimi bir solukta anlattım. Sanki ne kadar çok şey bilirse Memduh Dayı bana daha çok yardımcı olur diye düşünmüştüm. Sözün sonunu Saim’e getirdim.
- Memduh Dayı, Saim neden okula gelmiyor? dedim.
     Derin bir nefes aldıktan sonra “Kusura bakma Hoca, sana ikramda da bulunamadık, ocağı henüz yakmamıştım (bir eliyle sobayı işaret ederek) yoksa sıcak bir çay iyi giderdi bu havada” dedi. Zaman kazanmaya çalışır gibi bir hali vardı. “Hadi çocuklar siz biraz Karabaş’la oynayın.” diyerek Murat ile yüzü yanık çocuğa baktı. “Hocam Saim iyi ve zeki bir çocuk. Geçen yıl okumaya geçen ilk öğrencilerdendi. Sizin okulun müdürü bizim köylü Kutbettin’in oğludur.
     “Geçen yıl köy kahvesinde ‘Senin Saim okumaya geçmiş Memduh Emmi. Hoca bugün törende rozet taktı’ dediğinde ne kadar sevindim anlatamam. İnan ilk defa sana söylüyorum hani bir an cebimi yokladım yeterli param olsa herkese benden çay diyecektim. Biz fakiriz hoca yeni şeyler alamıyordum, belki istediğimizi yiyemiyorduk ama mutlu bir aileydik. Sıcak bir yuvamız vardı. Hanımın güler yüzü bize yetiyordu. Ne zaman ki o kaza oldu mutluluk bizi terk etti.”
      Merakım iyice artmıştı, ne kazasıydı ki? Bu arada Memduh Dayı da kahverengi örgülü kazağının koluyla gözünü siliyordu.
     “Ben çalışmaya yabana gitmiştim. Duydum ki evde bir yangın çıkmış anneleri çocukları kurtarmış ama kendisi zehirlenerek ölmüş. Yabandan geldiğimde mezarını ziyaret edebildim ancak.” Pencereye başını uzattı, (dışarıda köpekle oynayan yüzü yanık oğlanı göstererek) en çok o zarar görmüş, korkudan artık konuşmuyor bile. Zavallı, sadece yüzümüze bakıyor ne dersek onu yapıyor. Küçük kızı da anneannesine bıraktım. Ben nasıl bakarım ona?  Ev hepten yanmıştı, bu viraneye başımızı zor soktuk. Sağ olsun komşular da yardımcı oluyor, geçinip gidiyoruz işte. Saim annesinin ölümünden sonra okula gitmez oldu. İlk zamanlar çok önemsemedim ama sonradan artık ikna edemez hale geldik. Akıllı çocuktur Saim. Kaç defa karşıma alıp konuştum; ama değişen bir şey olmadı. Beni sonuna kadar dinliyor sonra da bir şey söyleyecek gibi oluyor bir anda hızla kaçıyor. Hep aynı şey oluyor. Artık çok da üstelemiyorum Hoca.”
     - Sen yarın Saim’i okula getir, ben bu işin üstesinden gelirim Memduh Dayı dedim. Çocuğum dünyasına inmek lazım diye bazı psikolojik tahlillerden bahsettim. Sorgulayan gözlerinden anlattıklarımdan çok da bir şey anlamadığı belli olan Memduh Dayı ayrılırken gözlerime bakarak:
     - İnşallah hoca, inşallah dedi.
     Gece boyunca gözüme uyku girmemişti. O yaştaki bir çocuğun dünyasını yaşamaya çalıştım. Elim bir kazada annemi kaybetmiştim, yüzü yanık konuşmayan bir abim, hiçbir şeyden haberi olmayan bir kız kardeşim vardı. Kederli yüzüyle karşımda duran Memduh da babam olmuştu. Bütün ihtimalleri düşündüm gece boyunca. Saim’in söyleyeceği her şeye hazırlıklı olmalıydım.
Sabah okulun bahçesinde bekliyordum. Bugün yoklamayı dışarıda alıyordum sanki. Kafamda her gelene bir artı koyuyordum. Ama bir şey değişmemişti yine Saim’e eksi yazılmıştı. Umudun tükeniyordu ki o anda fark ettim Memduh Dayı’yı. Birkaç gün önce mezarlık tarafında belli belirsiz gördüğüm o gölgenin elinden tutmuş geliyordu. Yırtık ve soluk elbiseden tanımıştım onu. Yanıma yaklaşır yaklaşmaz “Ben her şeyi anlattım hocam, artık Saim okuldan hiç kaçmayacak.” dedi Memduh Dayı. Siz bana güvenin diyerek onunla vedalaştık.
Saim’in elinden tuttum, onun gözlerinin hizasına eğilerek “Babanın söylediğinde anlaştık değil mi Saim” dedim. Evet dercesine başını eğdi. Sınıfa girdik bir anda tereddüt ettiğini fark ettim. Camdan tarafında olan sıraya götürürken avuçlarının terlediğini hissettim. O küçük parmaklar elimden kurtulmaya çalışıyordu. Sırasına oturttum. Bir ders boyunca hep onu izledim fark ettirmeden. Sürekli olarak camdan dışarı bakıyordu. Zaman zaman kollarını sıraya koyarak başını üstüne kapatıyordu. Hiç huzurlu değildi, bir şeylerden rahatsızdı belli ki. Zil çalınca hızlıca dışarı çıktı okulun diğer tarafına kaçmıştı. Ben de hızlıca onu takip ettim hıçkırarak ağlıyordu. Yanına oturdum:
      - Ne oldu Saim, sınıfımızı sevmedin mi? dedim. Küçük çocuk başını kaldırdı:
     - Babam sizin çok iyi bir öğretmen olduğunu anlattı, sizin her problemi çözebilecek bilginiz varmış, bana da yardım edebilirmişsiniz, öyle mi? dedi.
     - Tabi… Tabi... Öyle. Saim sen bana güvenebilirsin, her şeyin bir çözümü vardır, yeter ki sen bana inan.
“Benim annem öldü, biliyor musun?” dedi. “Evet, biliyorum Saim.” dedim. “Annem hep bana bakıyor öğretmenim.” dedi. Bir anda hiçbir şey anlamamıştım. Gece boyu kurguladığım ihtimaller geldi aklıma. Annesini sürekli rüyasında görüyordu, yokluğunu kabullenemiyordu. “Gece uyuyunca mı oluyor Saim?” dedim. “Hayır, öğretmenim, sınıfta.” dedi. “Tahta da mı görüyorsun?” dedim. “Hayır, geçen yıl da aynı sınıftaydık, yine cam tarafında oturuyordum. Yolun karşısında mezarlık var, annemin mezarı da tam karşımda. Babama söyleyecektim; ama mezarın yeri değiştirilemez değil mi öğretmenim?” dedi. “Sen bunun için mi okula gelmiyorsun Saim?” dedim. “Evet, öğretmenim, ben mezara baktıkça annem de hep bana bakıyor.”
      İşte bu hiç aklıma gelmeyen bir ihtimaldi. Küçük bir çocuğun dünyasındaki büyük bir problem. Mezarlık yerinin değiştirilmeyeceğini düşündüğünden problem onun dünyasında çözümsüzleşmişti. “Sen beni bekle, hemen geliyorum, anlaştık mı?” dedim. “Evet.” dedi. Hemen okul müdürümüzle durumu konuştum, anlayışla karşıladı. Tabii ki çözüm basitti. Birinci sınıflarla ikinci sınıflar bu yıl sınıf değişmeyi unutmuşlardı. Hemen o ders sınıflar değiştirildi. Sınıflar neden değişti diye sorulduğunda herkese kötü yalanımızı söyledim. Tabii ki verdiğim sorunun asıl cevabını bilen bir kişi vardı sınıfta. O da bana minnet dolu gözle bakan Saim’di.
      O günden sonra her şey değişmişti. Saim sürekli okula geliyordu. Aradan yıllar geçti. Geçen gün bir posta aldım. Saim bugün bir öğretmen. İlk maaşını almış, bana da iki fotoğraf göndermiş. Yıllar önce gördüğüm o naylon camlı evin önünde babası ve kardeşleri ile. Uzunca bir süre baktım fotoğrafa. Yıllar önce kahvede oğluyla gurur duyan Memduh Dayı’nın gururunu o fotoğrafta görebiliyordum.
     İkinci fotoğraf; Saim okula bakım yaptırmış. Her yerini boyatmış. Fotoğrafta bir detay dikkatimi çekmişti, mezarlık tarafına bakan camlara perde taktırmıştı. Fotoğrafın arkasındaki not gözüme ilişti:
     - Belki annesi ölen bir çocuk olur da onu, sizin gibi anlayan olmaz öğretmenim.
     Annem bana bakıyor öğretmenim ama artık rüyalarımda...
 



Bu yazı 374 defa okunmuştur.

Zeliha coşkun / 24-11-2019 16:27

Küçük bir dokunuşla değişen hayatlar.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • İSCEHİSAR MANZARALARI
    İSCEHİSAR MANZARALARI
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Bebişler
  2. Yurdum İnsanı
  3. İSCEHİSAR MANZARALARI
  4. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Hayvan Heykeli Nasıl Yapılır ?
    Hayvan Heykeli Nasıl Yapılır ?
  • İscehisar Halk Eğitimi Merkezinin mozaik kursunda
    İscehisar Halk Eğitimi Merkezinin mozaik kursunda
  • Bu Fuar'a gidiniz.İscehisar ' destek olunuz.İzleyin Buyurun
    resim yok
  • GİRESUNLULAR ŞEHİTLİĞİ
    resim yok
  • Halk eğitim kurs
    resim yok
  • HACI SÜLEYMAN SELEK ÇOK PROĞRAMLI LİSESİNDEN
    HACI SÜLEYMAN SELEK ÇOK PROĞRAMLI LİSESİNDEN
  1. Hayvan Heykeli Nasıl Yapılır ?
  2. İscehisar Halk Eğitimi Merkezinin mozaik kursunda
  3. Bu Fuar'a gidiniz.İscehisar ' destek olunuz.İzleyin Buyurun
  4. GİRESUNLULAR ŞEHİTLİĞİ
  5. Halk eğitim kurs
  6. HACI SÜLEYMAN SELEK ÇOK PROĞRAMLI LİSESİNDEN
VİDEO GALERİ
YUKARI